1. Tamlamalar

Arapça isim ve sıfat tamlamaları kısmında beyân edilen, tamlamaların mâhiyetine yönelik umûmî izahat, bazı farklar dışında Fârisî tamlamalar için de geçerlidir.

A. İsim tamlaması

Farsça isim tamlamalarında da terkîbe sondan başlanarak ma’nâ verilir ve ilk kelimeye, tamlanan (muzâf), ondan sonraki kelimelere ise tamlayan (muzâfun ileyh) ta’bîr olunur.

Farsçada lâm-ı ta’rîf olmadığından, bu usulle yapılan tamlamalarda haliyle elif-lâm takısı kullanılmamaktadır.

İsim tamlamalarında, ikinci kelime (muzâfun ileyh) olarak daha ziyâde, masdarlar, cemi’ vezinleri ve diğer isimler kullanılır.

İlk kelimenin son harfi, kendinden sonraki harflere birleşen bir harf olsa dahi, tamlamalardaki kelimeler birbirine bitişik yazılmaz, ayrı ayrı yazılırlar.

Farsça izâfet terkiplerini oluşturan kelimelerin tamamı Farsça veya Arapça olabileceği gibi, biri Farsça diğeri Arapça da olabilir.

1. Fârisî tamlamalarda her kelimenin son harfinin harekesi dâima esredir.

Tamlamalarda Türkçe ses uyumuna göre icab eden kelimelerin sonu (hüsn-ü hat gibi) “u veya ü” sesleriyle okunabilir. Ancak günümüz yazı dilinde yine de “emr ü da’vet” gibi “u-ü” sesiyle yazılan birleşik isimlerle karışmaması için böyle kelimeler (hüsn-i hat gibi) “ı-i” sesiyle yazılmaktadır.

2. İlk kelimenin sonu okunmayan “he (tâ-i merbûta)” veya “ye (elif-i maksûre)” harfi ile bitiyorsa, tamlama esresi yerine bu harflerin üzerine, harekesi esre olan bir hemze konur.

Tamlamalarda Türkçe ses uyumuna göre icab eden kelimelerin sonu (hüsn-ü hat gibi) “u veya ü” sesleriyle okunabilir. Ancak günümüz yazı dilinde yine de “emr ü da’vet” gibi “u-ü” sesiyle yazılan birleşik isimlerle karışmaması için böyle kelimeler (hüsn-i hat gibi) “ı-i” sesiyle yazılmaktadır.

 

3. Tamlanan kelimelerin sonu okunmayan “elif” veya “vâv” harfi ile bitiyorsa, tamlama esresi yerine bu harflerin sonuna bir “ye” harfi getirilir ve (-yı) şeklinde yazılır ve (yı) sesiyle okunur.

Bu hallerde Arapça tamlamaların aksine, Fârisî usullü tamlamalarda elif-i memdûde’lerin hemze’leri terkedilirken, elif-i maksûre’ler ise “çubuk elif” suretinde yazılır.

B. Sıfat tamlaması

Bu tamlamalarda, sıfat olabilecek bütün isimler, bilhassa, ism-i mensûb ve sıfat-ı müşebbehe vezinleri ile ism-i fâil, ism-i mef’ûl, mübâlağalı ism-i fâil, ism-i tafdîl vezinleri sıfat olarak çokça kullanılırlar.

İsm-i mensûbla yapılan tamlamalar sıfat tamlamasıdır. Bunun dışında yukarıdaki ismi geçen vezinlerden biri, tamlamanın ikinci kelimesi olarak gelirse genellikle sıfat tamlamasıdır. Meselâ, “vech-i cemîl” terkîbi, “güzel yüz” ma’nâsıyla bir sıfat tamlaması olurken, cümle içinde kullanılışına göre elbette, “Cemil’in vechi” ma’nâsıyla bir isim tamlaması da olabilir.

Tamamen Farsça ya da Arapça – Farsça karışık kelimelerle yapılan sıfat tamlamalarında, sıfat ile mevsûf arasında hem keyfiyeten (müzekker – müennes) hem de kemiyeten (müfred – tesniye – cemi’) muvafakat aranmaz.

Tamamen Arapça kelimelerle yapılan sıfat tamlamalarında ise sıfat ile mevsûf arasında her iki uyumun da olması gerekir. Bu durumda:

1. İlk kelime (mevsûf) müfred ise, ikinci kelimede (sıfat) müfred gelir; ilk kelimenin müzekker veya müennes oluşuna göre sıfat da müzekker veya müennes gelir.

2. Mevsûf tesniye ise, sıfatı da tesniye olarak gelir.

3. Mevsûf cemi’ ise, esas kaide, bütün cemi’lerin müennes i’tibâr edilmesi ve sıfatlarının da müennes olarak gelmesidir. Ancak cemi’lerin nev’ine göre bu husûs değişiklik arzeder.

Kolay anlaşılması için aşağıda tablo halinde vereceğimiz konunun detaylarını devamında bulabilirsiniz.

Cem-’i mükesserlerden akıl sahibi olmayan çoğul isimler, müennes ve müfred kabul edildiklerinden, sıfatları da müennes ve müfred, nâdiren müennes ve cem-’i mükesser olarak gelir.

Meselâ, mevsûf olarak “esbâb”, cemi’ olması ve akıl sahibi bulunmaması cihetiyle müennes ve müfred i’tibâr edilmekle, sıfatı da müennes ve müfred olarak “mûcibe” gelir ve doğru tamlama “esbâb-ı mûcibe” olur.

Cem-’i mükesser ve cem-’i müennes-i sâlimlerden akıl sahibi olan hakîkî müenneslerin sıfatları müennes ve cemi’, akıl sahibi olmayanların ise müennes ve müfred olarak gelir.

Ancak cem-’i mükesserlerden akıl sahibi olanlar ile cem-’i müzekker-i sâlim olan çoğul isimler hem müennes i’tibâr olunmayıp müzekker olduklarından, hem de artık müfred değil cemi’ kabul edildiklerinden, bu tip kelimelerin sıfatları da müzekker ve cemi’ olarak gelir. Bu müzekker sıfat; (muhakkıkîn-i izâm’daki “izâm” gibi) mükesser cemi’ veya (muhakkıkîn-i kâmilîn’deki “kâmilîn” gibi) sâlim cemi’ olur.

Meselâ, mevsûf olarak “fukarâ” akıl sahibi olması cihetiyle müzekker kabul edildiğinden, sıfatı “sâbirîn” olarak cem-’i müzekker vezniyle gelir ve doğru tamlama “fukarâ-yı sâbirîn” olur.

Veya bir başka i’tibârla, “Kavîlerin cem’iyeti zayıf olur!” meâlindeki meşhûr sözün de delâlet ettiği gibi, bütün cemi’lerin (erkeklerin cem’iyeti dahi olsa, nefse i’timadden gayre iltifat etmemek yanlışıyla, hanımların zayıf ve nârin bünyeleri gibi kuvvetten düşerek) müennes i’tibâr edilmesi kaidesi gereği olarak bazen sıfatı, müennes ve müfred olarak da gelebilir. (ricâl-i meşhûre’deki “meşhûre” gibi)

Bu i’tibârların hangisi esas tutulursa, artık diğerine bakılmaz. Bir tamlama, bu yapıların birinde iştihâr ederek lisanımızda iyice yerleşmişse, semâî olan bu husûsa riâyet etmek güzeldir.

Şekil cihetiyle esasen mezkûr kaideye muvâfık olan “ashâb-ı kerîme” yerine, artık yerleşmiş olan ta’bîrle “ashâb-ı kirâm” dediğimiz gibi.

Bazen de mevsûfu mukadder bir tamlamanın, sadece sıfatı söylenir.

C. Zincirleme tamlama

İsim tamlamaları gibi, sıfat terkîplerinde de kelimeler birden fazla olabilir.

Yine her iki tamlamadan sonra getirilebilecek “vâv-ı atfıye” ta’bîr edilen “ve” bağlacıyla, terkibin hükmü bir sonraki kelimeye devam ettirilebilir

D. Kesik tamlama

Bazı tamlamalarda tamlama kesresi, hemze-i izâfet ve yâ-yı izâfet gibi işaretlerin hiçbirisi konmaz. Günümüz yazısında da bunlar gösterilmez. Tek kelime gibi yazılırlar. Şekil cihetiyle bu farklılığa rağmen bu tamlamaların ma’nâları da öncekilerle aynıdır. Sondan başa doğru mana verilir.

E. İzâfet-i beyâniye

Tamlayanın, muzâfın mâhiyetini, neden yapıldığını, cins ve nev’ini beyân ettiği, bildirdiği tamlamalardır. Bazı isim tamlamaları da baba ile oğul, şahıs ile memleket arasındaki münâsebeti ifâde eder.

F. Birleşik isim

Birbirini ta’kîp eden ve ma’nâ cihetiyle aynı veya birbirine yakın ya da zıd iki kelime arasındaki atfı ifâde eder, kelimeler birbirine “vav” bağlacı ile bağlanır. Bu yapı artık bir tamlama değil, birleşik isimdir.

Günümüz yazısında birleşik isimlerin, normal isim veya sıfat tamlamalarından tefriki için, atıf edatı olan “vav” harfinin okunuşundaki “u-ü” seslisi yazılırken, tamlamalardaki tire (-) işareti, ya (medh ü senâ gibi) hiç kullanılmaz ya da az da olsa (medh-ü-senâ gibi) iki tarafına da konulur. “Medh ve senâ” diye de okunabilecek bu yapıdaki ibârenin doğru okunuşu “medh ü senâ”dır.

G. İzâfet-i teşbîhiye

İki ayrı kelimenin birbirine benzetilmesi ile meydana gelen bir isim tamlamasıdır. Zincirleme tamlamalarla alâkalı daha geniş bilgi için, Arapça Unsurlar bölümündeki “Tamlamalar” maddesine bakınız. (s. 129)