Ma’lûm olduğu üzere, Türkçede yabancılık hissetmeden kullandığımız birçok Arapça ya da Farsça asıllı kelime vardır. Atalarımız, İslâmiyet’i kabul ettikleri ilk yıllardan i’tibâren, bilhassa Arapçaya, Kur’ân lisânı olması hasebiyle farklı bir hassâsiyetle yakınlık duymuşlardır. Sevdiği şeye benzemeye çalışmak, insanın yaratılışında vardır. Peygamber Efendimiz (sav)’ın cennet lisânı olarak haber verdikleri Arapça ve Farsça, Türklerin İslamiyet’i seçmesi ile birlikte kültür hayatımızda kendisine i’tibârlı bir yer bulmuş, bu dillere âit birçok kelime lisanımıza girmiştir.

Bundan dolayıdır ki, bugün artık Arapça ya da Farsça asıllı olduğunu dahi bilemediğimiz, hatta tahmin de edemediğimiz pek çok kelimeyi kullanmaktayız. Öyle ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin adı bile tamamen Arapça asıllı kelimelerden müteşekkildir. Bugün batı dillerinden de lisânımıza giren pekçok kelimenin bulunduğu gözden uzak tutulmamalıdır.

“Türkçe Unsurlar” kısmında izah edildiği gibi, Osmanlıcada, Arapça ve Farsça asıllı kelimeler yazılırken, bunların imlâ cihetiyle aslî yapıları bozulmamaktadır. Dolayısıyla Osmanlıca metinleri hem doğru okuyup, doğru yazabilmek hem de ma’nâlarını anlayabilmek için “Arapça Unsurlar” başlıklı bu bölümde, Arapça kelimelerin, hangi vezinlerde hangi ma’nâları taşıdığı ve bunların nasıl yazıldığı izah edilmeye çalışılacaktır.