4. İsimler

Zamana bağlı olmaksızın kendi başına bir ma’nâsı olan, şahıs veya nesneye delâlet eden kelimelere “isim” denir.

Hiçbir kelimeden türemeyen, kendisi bir kök hükmünde olan isimlere câmid (yalın), mücerred veya mezîd masdarlardan ya da yine bir isimden türetilerek yapılan isimlere müştak (türemiş) isimler denir.

Arapçada çekim esaslı isimler, fiilden müştak olan ism-i fâil, ism-i mef’ûl, sıfat-ı müşebbehe, mübâlağalı ism-i fâil, ism-i tafdîl, ism-i zaman, ism-i mekân, ism-i âlet ile beraber, esasen isimden müştak olan, ism-i tasgîr ve ism-i mensûb olmak üzere on tanedir. Masdar da isim kabul edilir.

Bunlardan ism-i fâil, ism-i mef’ûl, sıfat-ı müşebbehe, mübâlağalı ism-i fâil, ism-i tafdîl ve ism-i mensûb aynı zamanda birer sıfattır.

İsm-i fâil, masdarın ifâde ettiği işi yapan şahıs veya nesnenin ismidir.

İsm-i mef’ûl ise, failin yaptığı işe ma’rûz kalan ve bundan etkilenen şahıs veya nesnenin ismidir.

İsm-i fâil ve ism-i mefûl, sülâsî mücerred ve mezîd bâbların her birinde, kendi bahislerinde ayrıca izah edilmişlerdir.

Bilindiği gibi, varlıkların iç veya dış yapılarını, keyfiyet ve suretlerini, hallerini, biçimlerini, yerlerini, miktarlarını, renklerini, kusur ya da kemâlâtlarını belirterek, onları az çok tanımlayan kelimelere “sıfat” denir. Sıfatlar çoğu zaman müstakil birer isim olarak da kullanılırlar.

Arapça asıllı kelimelerde de yerine göre hem sıfat, hem de birer isim olarak kullanılabilen bir nevi’ ism-i fâil ma’nâsında, sıfat-ı müşebbehe, mübâlağalı ism-i fâil ve ism-i tafdîl olmak üzere üç ayrı isim daha vardır. Bu isimlerin herbirinin ma’nâ ciheti ile ism-i fâilden ayrıldıkları bazı farklılıklar ve incelikler vardır.

1. Sıfat-ı müşebbehelerin, ism-i fâilden farkları

İsm-i fâiller, hudûsu, yani sonradan olma geçici vasıf ve hâlleri ifâde ederler. Sıfat-ı müşebbeheler ise, sübûtu yani devâmlı ve sâbit bir ve hâli gösterirler.
İsm-i fâiller geçişli ve geçişsiz masdarlardan yapılabildiği hâlde, sıfat-ı müşebbeheler sadece geçişsiz (lâzım) masdarlardan yapılır.

İsm-i fâiller, masdarlardan kıyâsî olarak yapılabildiği hâlde, sıfat-ı müşebbeheler semâî’dir.

Meselâ, konuşan bir kişi, vezin i’tibâriyle فاعل yani ناطق “nâtık” olur, ama gece gündüz devâmlı konuşuyor demek değildir. Veya sâhip olan bir kişi مالك “mâlik” olur, ama gün gelir ki mülkümüz zannettiğimiz şeyler birer birer elimizden çıkar. Çünkü ya onun ömrü kısa yada bizim ömrümüz kısadır. Bir süre, bir kayıt ile sınırlı, geçici olan vasıflar, Arapçada bu nükte çerçevesinde ism-i fâil ile ifâde edilir.

Her ne kadar dünyada mal mülk gibi her şey, bütün vasıflar geçici olsa da, öncekilere nisbetle biraz daha değişmeyen, kişi ile kaim hâl ve sıfatlar da vardır. Meselâ doktora, ism-i fâil vezniyle طابب “tâbib” (tâbb) değil, sıfat-ı müşebbehe vezniyle طبيب “tabîb” denir.

Veya herkes kardeşinden doğum tarihi i’tibâriyle daha büyüktür. Bu kişiye, büyük anlamında كابر “kâbir” denmez. Zira bu büyüklük onlara nisbetle geçici bir vasıf değildir. Kardeşinden yıllar geçse de büyük kalacak bu kişiye كبير “kebîr” denir, kardeşine ise, صغير“sağîr” denir ve kalıcı olan bu vasıflara işâret edilir.

Ve yine, bir mevzu’da sözüne sadâkat gösterene صادق “sâdık” denir, ama sadâkat, o insanın sürekli vasfı ise, artık o kişiye güvenilir bir dost makamında صديق “sadîk” denir. Misâller çoğaltılabilir.

Hatırlanacağı üzere, lâzım (geçişsiz) masdarlar umûmiyetle yaratılış, hâlet-i ruhiye gibi nisbeten değişmeyen, fıtrî, kalıcı ahvâli ifâde eden masdarlar olduğundan, aynı gerekçelerle sıfat-ı müşebbeheler de bunlardan yapılır. Bundan dolayıdır ki umûmiyetle geçişsiz masdarlarda ism-i fâil yerine, aynı nev’den olan sıfat-ı müşebbehe vezni kullanılır.

Meselâ güzellik bir sıfattır ve güzel olana جامل “câmil”; değil, جميل “cemîl”, kezâ ağırlığı az olana, az olduğu müddetçe خافف “hâfif” değil, bir sıfat-ı müşebbehe vezniyle خفيف “hafîf” denir.

Sıfat-ı müşebbehe vezinlerinin -fa’lân (فعلان) ve ef’al (افعل) vezinleri hâriç- semâî olduğu unutulmamalıdır.

2. Sıfat-ı müşebbehe vezinleri

Diğerlerine göre daha çok kullanılan bu sıfat-ı müşebbehe vezni, semâîdir.

Bu sıfat-ı müşebbehe vezni Cenâb-ı Hakk’ın sıfatı olduğunda, müşterek vezindeki müb­âlağalı ism-i fâil ma’nâsıyla, hiçbir cihetle ondan büyük olmak mümkün olmadığından her zaman ve çokça yapmayı ifâde eder.

Fa’lân (فَعْلَانْ) vezni

İç duygu, ma’nevî ahvâl bildirir. Kıyâsîdir. Cenâb-ı Hakk’ın sıfatı olduğunda, her zaman ve çokça yapmayı ifâde eder.

Ef’al (اَفْعْلْ) vezni

Bu vezin, renk, kusur, ayıp veya sakatlık bildirir. Kıyâsîdir. Aynı vezinde gelen ism-i tafdîl vezinleri ile karıştırılmamalıdır.

İsm-i fâil cinsinden olup aynı ma’nâyı taşır. Ancak bu sıfatlar, çokluk ve mübâlağa anlamını ifâde ederler.

Buradaki mübâlağa, haddini aşma veya hakikatı saptırmak anlamında olmayıp, bir işi her zaman ve çokça yapmayı anlatır.

Meselâ bir insan bir şey taşır, ona “hâmil” denir. Ama taşımayı meslek edinir, devâmlı, çok çok taşırsa artık ona “hammâl” denir. Uçaklara da sürekli olan bu uçuculuk vasıflarından dolayı “tayyâre” denilmiştir.

Çoklukla ve her zaman yapılan masdarların fâillerinin bu husûsiyeti, mübâlağalı ism-i fâil vezinleriyle vurgulanır.

Bu incelikten dolayıdır ki, her şeyden bir şey’i, bir şeyden her şey’i yaratan ve her şey’in anahtarı O’nun yanında, her şey’in dizgini O’nun elinde olan, her şey’e her zaman hükmeden Cenab-ı Hakk’ın isimlerinin bir çoğu, sıfat-ı müşebbehe, mübâlağalı ism-i fâil veya ism-i tafdîl vezniyle gelir ve böylelikle artık birer sıfat olarak, ârızî olmayan yani sonradan kazanılmayan, zâtıyla kaim, çokluk ve mübâlağa ma’nâsını taşırlar.

Meselâ, Allah, “Settâr”dır, çok olan kusurlarımızı hesap gününe kadar “O” örter. “Gaffâr” (çokça mağfiret eden, bağışlayan)’dır. “Tevvâb” (tevbeleri çokça kabul eden)’dir. Zira, kim ne kadar günahkâr olsa da tevbelerini (bir daha işlememek kaydıyla) “O” kabul eder, onları “O” bağışlar. Kezâ “Alîm”dir, “Allâm”dır, her şey’i, hatta kalplerimizden geçirdiğimizi dahi “O” bilir. “Rezzâk”dır, dağların tepesinde, okyanusların dibinde de olsa her mahlûkun rızkını “O” verir. İman ettiğimiz “O zatın” bütün isimleri böylece devâmlılık ve çokluk ifâde ederler.

Bu isimlerin de bir çok vezni olup, hepsi semâîdir. Meşhûrları şunlardır:

a. Fa’âl (فَعَّالْ) vezni

Sülâsî ism-i fâillerin mübâlağa vezinleridir.

Fa’âl veznine misâller:

Fa’âl veznine misâller:

Esmâ-i Hüsnâ:

Meslek:

 

b. Fa’ûl (فَعُولْ) vezni

c. Fa’îl (فَعِیلْ) vezni

Aslında sıfat-ı müşebbehe vezni olup, Allah’ın sıfatı olduklarında mübâlağa bildirirler. Bu vezinler, Esmâ-i Hüsnâ’dan olmadıkları, yani bu ma’nâda mübâlağa ifâde etmedikleri zaman, yalnızca birer sıfat-ı müşebbehe vezni olarak kalırlar.

İsm-i fâil cinsinden olup aynı ma’nâyı taşıyan bir sıfattır. Ancak, ism-i tafdîl, ism-i fâil veya sıfat-ı müşebbehelerdeki bir sıfatın, -bu vezinle anlatılmak istenen şeyde- pek çok olduğunu veya bir kimse ya da nesnede diğerlerine nisbetle daha çok olduğunu (nisbî büyüklüğü) ifâde eder.

Bu vezin Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları için kullanıldığında, gerek sıfat-ı müşebbehe, gerekse mübâlağalı ism-i fâillerde olduğu gibi, hiçbir cihetle O’ndan daha büyük olmak mümkün olmadığından en çok kelimesiyle (mutlak) büyüklüğü ifâde eder.

Vezni ef’al (اَفْعَلْ)’dir.

Misâller:

İsm-i tafdîlin müennesi fu’lâ (فُعْلٰی) vezninde gelir.

Bir şeyin miktar cihetiyle küçüklüğünü veya sıfat cihetiyle azlığını gösteren ve sülâsî vezinlerden yapılan isimlerdir. Ayrıca kıymet ve rütbe cihetiyle hakareti, kezâ muhabbet, şefkat ve merhamet ma’nâlarını ifâde eder.

Vezni, fu’ayl (فُعَیْلْ)’dır. Bütün isimlerden yapılabilir.

Bir fiilin vuku’ ve husûl bulduğu yerleri gösteren isimlere ism-i mekân denir.

Mef’al (مَفْعَلْ), mef’il (مَفْعِلْ), mef’ale (مَفْعَلَه) vezinleri kullanılır.

Mef’al (مَفْعَلْ) vezni

Mef’il (مَفْعِلْ) vezni

Mef’ale (مَفْعَلَه) vezni

Bu vezin, bir şeyin çok olduğu veya bir işin çok yapıldığı yerleri gösterir.

Bir fiilin vuku’ ve husûl vaktini gösteren isimlere ism-i zaman denir. Vezni ism-i mekânla müşterektir.

âlet ismi olup, âletin işlediği işi ifâde eden geçişli (müteaddî) masdarın kendisinden yapılır. Bu vezin semâîdir.

Meşhûr vezinleri mif’al (مِفْعَلْ) ve mif’âl (مِفْعاَلْ) dir.

Mif’al (مِفْعَلْ) vezni

Mif’âl (مِفْعاَلْ) vezni

Aslında bir sıfat olan bu isim; yer, âile, meslek, din, mezhep gibi nisbet edildiği herhangi bir şeye âitlik ve mensûbiyeti ifâde eder. Kelimenin sonuna (ی), veya durumuna göre (وی) ilave etmek suretiyle yapılır.

İsm-i Mensûbun eklerini belirtmede şu kaidelere göre hareket edilir.

1. İsmin sonunda he (ه) harfi ya da açık te (ت) varsa bu harfler kalkar, (ی) harfi eklenir.
2. İsmin sonunda elif-i memdude (اء) varsa hemze (ء) kalkar, (وی) harfleri getirilir.
3. İsmin sonunda elif-i maksure (ا\ی) varsa, elif (ا) veya ye (ی) düşer yerine (وی) harfleri getirilir.
4. İsmin ortasında (ی) harfi varsa düşer, sona (ی) harfi getirilir.
5. İsmin sonunda (یه) harfleri varsa bu harfler kaldırılarak yerine (وی) harfleri getirilir.