Arapça fiillerin kökleri üç harften oluşur. 3. tekil şahıs ve geçmiş zaman (fiil-i mâzî) kipindedir. Fiil-i mazilerindeki aslî harfleri üç adet olduğu içindir ki, böyle kelimelere sülâsî (üçlü) denilmektedir.

Burada fiillerin nazara verilmesi, bu üç aslî harfin adedinin nereden geldiğini göstermek gayesine ve zarûretine binâendir. Yoksa hemen belirtilmelidir ki, Osmanlıcada hiçbir zaman Arapça fiiller kullanılmaz. Bunların yerine muhtelif isim ve sıfatlar, bilhassa masdarlar çokça kullanılır. Binaenaleyh asli harfler; isim, sıfat ve masdarlardaki harflerde değil, bu kelimelerin Türkçe’de kullanılmayan fiil-i mazisinde aranmalıdır.

1- Güzel oldu / İşitti 2- Bildi / İndi 3- Çıktı / Girdi

Bir kelimeden değişik kalıplarda isim, sıfat, masdar gibi kelimeler türetildiğinde bu üç asli harf muhafaza edilir.
Arapçada asli harfleri dört ve daha ziyade olan fiiller de vardır. Bu fiillerden dört harfli olanlara rubai, beş harfli olanlara humasi, altı harfli olanlara südasi denilir.

Fiil-i mazideki bu aslî harfler, benzer kelimelerin hepsinin ortak vezni olarak bir kolaylık olmak üzere, “fe, ayın ve lâm” harflerinden ibâret olan ( فعل ) rumuzu ile gösterilir. Burada “fe”, o fiilin ilk harfini, “ayın” ikinci, “lâm” ise son harfini temsîl eder.

Asli harfler her durumda muhafaza edilir.

Fark edilirse üç aslî harf olan “ayın, be ve dal” harfleri, her kalıpta -okunuşları yani harekeleri değişse de- muhâfaza edilmiştir.

Bu özellik, çekim esâslı lisânların en bâriz vasfıdır. Böyle lisânlarda tek bir kalıptan, vezinden, belli esâslarla yüzlerce kelime türetilmektedir. Anahtar hükmündeki bu vezinlerin güzelce öğrenilmesiyle, benzer nitelikli diğer kelimelerin ma’nâsının rahatlıkla anlaşılabileceğine tekrar dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Arapçada ( فعل ) veznini karşılayan aslî harflerin dışındaki harflere, zâid (eklenen) harf denir. Zâid harfler on tanedir. En çok kullanılanları “elif, vâv, ye, hemze, mîm, te, sîn, nûn” harfleri olup, diğerleri ise “lâm ile he” harfleridir.

Bu ilâve harfler, akılda daha kolay kalması için ( اَلْیَوْمَ تَنْسَاهُ) deyimi ile kodlanmıştır. Ayrıca aslî harflerin şeddeli olarak tekrâren okunması da, bir harf ziyâdesi hükmündedir. Meselâ ( تشكّر ) kelimesinde hem “te” harfi, hem de mükerrer okunan “kef” harfi zâiddir. Zâid olan bu harflerin, aynı zamanda o kelimenin aslî harflerinden de olabileceği ihtimali gözden kaçırılmamalıdır. Meselâ ( اموات ) kelimesinde “mim, vav ve te” harfleri aslî harflerdir. Zâid harfleri tanıyabilmenin bir yolu da şudur: Kelime içinden bir harf çıkarıldığında, asıl ma’nâ bozulmuyorsa çıkarılan o harf zâiddir. Kelimenin asıl harflerinden olmadığından dolayı, onun çıkarılmasıyla ma’nâ kaybolmamaktadır. Eğer bir harf çıkarıldığında, geri kalan harflerle o ma’nâyı ifâde edebilmek artık mümkün olmuyorsa, o harf aslî harftir.

Aşağıdaki tabloda zaid harfler mavi renkle gösterilmiştir.

Yukarıda “hükm” masdarından türetilen misâllerden olan “hâkim” kelimesinden “elif” harfini çıkarsak geriye yine “hükm” kalır. Ma’nâ bozulmadığından “elif zâid harftir” diyebiliriz. Ancak “hâ, kef ya da mîm” harflerinden birini çıkarsak geriye, artık önceki ma’nâyı veremeyeceğimiz harfler kalmaktadır. Dolayısıyla bunlar aslî harflerdir. Diğer misâller de buna kıyâs edilebilir.

Vezin ta’bîri, benzeri bütün kelimeler için bir kalıp, bir ölçü, bir şablondur.

Bir vezinde aslî harflerin neresine hangi harf, hangi hareke ile ilâve edilmişse, bu ölçüyle yani bu vezinle oluşturulacak yeni kelimenin aslî harflerinin aynı yerlerine, aynı harfler, aynı harekeyle ilâve edilir. Bu uyuma o veznin aslî olsun, zâid olsun bütün harf ve harekelerinde dikkat edilir. Bu ilâveyle şekillenen kelime artık, ya bir masdar vezni ya da ism-i fâil, ism-i zaman gibi vezinlerden biri olur.

Yukarıda görüldüğü üzere bir vezinde asli harflerin neresine hangi harf, hangi hareke ile ilave edilmişse, bu ölçü ile yani bu vezinle oluşturulan yeni kelimenin asli harflerinin aynı yerlerine, aynı harfler, aynı hareke ile ilave edilmiştir.

Sülasi Mücerred Masdarlar

Çokluk vezinleri

Sülasi Mezid Masdarlar

İsim vezinleri